Son birkaç yılımı fark etmeden hafif bir depresyon hali içerisinde geçirdim. Hala tüm yaşamsal fonksiyonları yerine getirebildiğim için “hafif” demekle yetiniyorum: Her gün yerine getirmem gereken tüm görevleri tamamladım; kolay hazırlanabilir yiyecek opsiyonlarını tercih etmiş olsam da kendimi beslemeyi başardım; evim ışıldayan bir temizlikten çok uzakta olsa da makul ölçüde yaşanabilir konumdaydı ve en önemlisi ne kısmen mutsuz ne de biraz da olsa intihara meyilli idim.

Peki, bunu neden fark etmedim? Çünkü her gün işe gidiyor, akşamları eve dönüyor ve sonrasında sosyal medyada vakit öldürüyor olma durumunu sevdiğime kendimi inandırmıştım.

Arkadaşlarımı hayatımdan attım ve ailemi görmek için dahi olsa da bütün gerekli ama sıkıntı verici seyahatleri kısıtladım. Yalnız kalmayı tercih ettim ve sosyal medyadaki birkaç vasat etkileşim dışında neredeyse hiçbir sosyal bağlantım kalmamıştı.

Çevremdeki insanlara “normal” görünme konusunda bir uzman haline gelmiştim. Dürüst olmak gerekirse bunu kendime nasıl uygun gördüğümü dahi hatırlayamıyorum. Sonradan kavrıyorum ki bunun hakkında düşünmeyi dahi reddettim. Reddetmek, depresyonun belirtilerinden birisi olabilir ve kendime yalan söylemek konusunda oldukça iyiyimdir.

Uyanış


Uyanış

İzolasyonumun bir dış sebebi vardı ve bu, paramın miktarı idi. Uzun süre işsiz kaldım ya da stabile yakın bir hayat sürdürmeme yetecek miktarda para kazanamadım. Maalesef şık parçalarla donattığım bir dolabıma harcayabileceğim param yoktu ya da her bir kuruşunu hesaplamadan felekten bir gece yaşayabilecek halim yoktu çünkü öncelikle karnımı doyurmalıydım. Fakat bu gerçeğin sadece yarısıydı.

Aslında gerçek şu ki; finansal durumumu bir bahane olarak kullanırken depresyonun beni savurup attığını görmüyordum. Şükürler olsun ki, bahane yok olmaya başladığında etrafımdaki kabuk da kırılmaya başlamıştı.Bana az kazandıran ve özsaygımı yiyip bitiren işimden istifa ettim; arkadaş çevremi düzenledim ve evde düzenimi değiştirdim.

Bir iş buldum. Beni yeterince tatmin edemeyeceğini düşündüğüm noktada beni daha da tüketmeden ondan ayrılıp daha iyi olduğunu düşündüğüm başka bir iş buldum. Bir süredir görüşmediğim arkadaşlarımla tekrar bağlantı kurdum.

İyileşme

Çok fazla vaktimi aldı. Psikolojik olduğu kadar fiziksel olarak da iyileşmem lazımdı. Bedenim berbat haldeydi. Belki gördüğüm en kötü hali değildi fakat bu haliyle de barışık olduğumu pek söyleyemem. Almış olduğum kilolardan öteye çeşitli sebep ya da bahanelerle kendimi abur cubura vurmuştum yıllarımı oturarak geçirmekten şu anda bulunduğum beden içerisinde rahat değildim.

Uyudum. Lezzetli yiyecekler yedim. Hiçbir şey yapmaksızın sadece durdum. Sonra egzersiz yapmaya başladım. O kadar uzun süre yaptım ki sıkıldım.

İlk başlarda kendimi iyi hissetmek ve rahat olmak içindi çünkü uzun zamandır duyguların eksikliğini çektiğimi dahi bilemiyordum.

İyileşme mesafe kaydetmişken duygularım geri döndü. Yıllardır uyuşuktum ve şimdi hassas ve duygulu bir insan olduğumu hatırlayabiliyordum. Boşa harcadığım için yas tuttuğum zaman ve yaptığıma utandığım hareketlerin üstesinden gelmem gereken çok karanlık haftalar oldu.

Ne öğrendim

Bundan sonra sonsuza dek mutlu yaşadığım söylemeyi isterdim fakat insan hayatı böyle bir şey değildir. Sorun şu ki, her ne olursa olsun daima neşeli olamamak; insani duyguların tümünü onlar çıka geldiğinde öylece yerinde oturup deneyimlemek.

Mutluluk ve neşe için çabalamak, her ne olursa olsun, değerli bi arayış. Diğer birçok şey gibi bu da kazanılması gereken bir alışkanlıktır ve ben mutluluğa giden kestirme yolun tutkudan geçtiğini, ya da büyük ölçüde tutkularını önceliklendirmekten geçtiğini öğrendim.

Bunun toplulumuzca yüreklendirilen bir durum olmadığının farkındayım. Sorumluluk sahibi olmak için terbiye edildik ve görevi ilk sıraya koyuyoruz; yaşamak için çalışıyor, faturaları ödüyor ve iyi bir vatandaş oluyoruz. Bunların önemli olup olmadığını tartışmadan ben şahsım adına önceliklerimi yanlış anladığımı fark ettim. Sen büyüyüp gelişmekten ziyade sadece var oluyor ve savaşıyorken hangi iyilik seni yaşatabilir ki?


Arayış

Sıradanlığın cazibesi oldukça güçlüdür. Onu her yerde görüyorum ve kendi hikayemde de bolca zikrediyorum. Dibe batış bir sanat olsaydı, bunda ustalaşırdım. Hayatımın daha da düşürülmüş bir versiyonu için hazırlanmıştım  ve üç sene önce buna baktığımda hemen hemen kabul edilebilir buluyordum.

Mutluluk Arayışı

Mücadele etmenin en iyi yolu, hayatta gerçekten neyin önemli olduğunu hatırlamaktır. Kendimizin ve sevdiklerimizin iyiliğimiz için ve bu tarif edilmesi zor durum için.

Bu konumu kazanabilmek için sürekli ve tutarlı şekilde bizi dibe çekmekle tehdit eden her ne ise ona karşı savaşmak gerekiyor.

Her ne zaman kötüye gittiğimi hissetsem bana heyecan veren şeyleri hayatımın merkezine koyuyorum. Herşeyi bilemem fakat şunu biliyorum: Yapacağım bir şeye karşı müthiş bir istek ya da heyecan duymuyorsam bir şeyi yanlış yapıyorumdur.

Oraya nasıl varılır?

Eğer zor zamanlar geçirdiğinizi düşünüyorsanız kendinize biraz zaman tanıyarak hayatınızda nelerin önceliklendirilmesi gerektiğini düşünün.

İş, finans, kendiniz, ilişkileriniz, sağlık gibi hayatınızın her köşesine seyirci kalarak kendinize zaman tanıyın ve arzularınıza yer açmak için nerelerde değişiklikler yapmanız gerektiğini bulun.

Her şeyi, elbette ki, bir anda yapamayabilirsiniz. Radikal bir küçülmeye gitme, benim için çok uzun bir zaman aldı. Aynı zamanda değiştiremeyeceğiniz şeyler olacağını kabul etmek lazım. Amaç, her şeyi değil; bazı şeyleri değiştirmektir.

Paylaşmak İsterseniz:
       
Lalya
çünkü durumum yok.